<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269</id><updated>2011-04-21T23:26:11.106+03:00</updated><title type='text'>Ne Hikmetse !</title><subtitle type='html'>Kişisel yorumlarım</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>16</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116705516148285921</id><published>2006-12-25T15:58:00.000+02:00</published><updated>2006-12-25T16:01:41.926+02:00</updated><title type='text'>Bir Bölü İki</title><content type='html'>&lt;p&gt;Genelde anlatacaklarımı dolaylı yoldan işlemeyi severim fakat bu gün bu yola pek başvurmayacağım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçen gün haber bültenlerinde haberi yapılan konulardan birisi de Saddam'ın Kuzey Irak bölgesinde adı malum bir etnik gruba karşı soykırım uyguladığı, bunu da Türkiye ile birlikte yaptığı öne sürülmüş ve ortaya bir &lt;samp&gt;“belge”&lt;/samp&gt; atılmıştı. ABD'deki duruşmada da bu belgenin içeriği açıklanmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;samp&gt;“Gerçekte”&lt;/samp&gt; bu tür bir olay oldu mu, olmadı mı onu bilecek bir konumda değilim fakat bu olayın &lt;kbd&gt;(bana göre)&lt;/kbd&gt; adi bir yalandan daha öte, ülkeyi bir ayrışma girdabına sokma niyetiyle ortaya atıldığını düşünüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tür bir söylemin ülkede bir &lt;samp&gt;“kutuplaşma”&lt;/samp&gt; yaratacağı, mevcut kutuplaşmaları ise körükleyeceği, grupların farklılıklarını ön plana çıkaran hatta vurgulayan bir söyleme doğru gideceği görülüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sürekli farklılıkların vurgulandığı bir ülkede &lt;samp&gt;“bütünlük”&lt;/samp&gt; nasıl sağlanabilir? Sürekli &lt;samp&gt;“siz farklısınız”&lt;/samp&gt; veya &lt;samp&gt;“biz farklıyız”&lt;/samp&gt; nidalarının yükseldiği bir ortamda birilerinin de muhakkak o yüksek sesleri bağrışmalara dönüştüreceğini de unutmamalıyız. Umulur ki bu yüksek sesle atılan &lt;samp&gt;“biz farklıyız”&lt;/samp&gt; nağraları olaylara kitlesel boyutlar kazandıracak şekilde yeni provokasyonlara zemin hazırlamasın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;samp&gt;“Karikatür krizi”&lt;/samp&gt;nde de buna benzer bir &lt;samp&gt;“ayrışma”&lt;/samp&gt; batıdakiler ile doğudakiler arasında da yaşanmadı mı?…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O nedenle herhangi bir kültürel veya etnik grubu itham edici, suçlayıcı söylemlerin bu tür bir &lt;samp&gt;“ayrışmaya”&lt;/samp&gt; katkı sağlayıcı göz ardı edilmemeli. Mesela herhangi &lt;samp&gt;“bir”&lt;/samp&gt; insanın herhangi bir suçu işledikten sonra medyanın bunu haber bültenlerinde &lt;samp&gt;“şu gruba mensup”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“şuralı”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“o'cu”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“bu'cu”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“bilmem neci”&lt;/samp&gt; sıfatlarıyla birlikte etnik veya kültürel bir grubu veya kitleyi de &lt;samp&gt;“vurgulayarak”&lt;/samp&gt; sunması, olayları yerel düzeyden kitlesel düzeye taşıyacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O nedenle tedbiri elden bırakmamak, olayları iyi takip etmek, etkilerinin veya sonuçlarının &lt;samp&gt;“genele yayılmasını önleyici politikalar uygulamak”&lt;/samp&gt; ve &lt;samp&gt;“etki altında kalan”&lt;/samp&gt; grupların &lt;samp&gt;“aşırıya gitmelerine”&lt;/samp&gt; engel olmak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tahrik ve kışkırtlamara karşı sabırlı olmanın zor olduğunu yaşayarak öğrenmiş bir insanım. Ülkemiz grip olmuştur, iyileşmesinin tek yolu ise kışkırtmalara karşı gaza gelmemek ve ortamı germemektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu arada, duruşmada belgenin içeriği okunurken şaşkın bir yüz ifadesi sergileyen Saddam'a bir soru: &lt;samp&gt;“halâ kullanıldığının farkında değil misin?”&lt;/samp&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116705516148285921?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kavramca.com/default.asp?id=23' title='Bir Bölü İki'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116705516148285921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116705516148285921&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116705516148285921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116705516148285921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/12/bir-bl-iki.html' title='Bir Bölü İki'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116619920091181787</id><published>2006-12-15T18:12:00.000+02:00</published><updated>2006-12-15T18:13:21.466+02:00</updated><title type='text'>Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı</title><content type='html'>&lt;p&gt;İnsanlar farkında olmasalar bile aslında &lt;samp&gt;“çok bilmiş”&lt;/samp&gt; yaratıklardır. &lt;kbd&gt;(Tıpkı benim gibi…)&lt;/kbd&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir insanı bir şeye inandırmak istiyorsanız genelde izleyeceğiniz yol, ya o kişiye nasihat ederek ya da söz konusu mevzuyu iyi ve kötü örnekleriyle birlikte uzun uzun anlatarak olur. Gözünüz kesiyorsa zor kullanarak da birşeyleri anlatabilmeniz mümkün olabilir…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fakat bu yöntemlerin hiç birisi, sonucu &lt;samp&gt;“garanti etmez”&lt;/samp&gt;. Mesela öğüt ve nasihatlar insanın bir kulağından girer öbür kulağından çıkar. Uzun uzadıya sohbetler ve tartışmalar sonucunda da herhangi bir noktada görüş ayrılıkları oluşması ise kaçınılmazdır. Zor kullanarak kim neyi anlatabilmiş derseniz, geçen gün geberen pinoşeye veya hitlere bir sorun isterseniz, onlar başarabilmişler mi…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsan &lt;samp&gt;“dirençli”&lt;/samp&gt; bir varlıktır. O nedenle birilerini bir şeye inandıracaksanız buna onların karar vermesini &lt;samp&gt;“sağlamak”&lt;/samp&gt; en garantili yöntemdir. Eğer &lt;samp&gt;“ortamı hazırlar”&lt;/samp&gt; ve gerekli koşulları &lt;samp&gt;“oluşturursanız”&lt;/samp&gt; karşınızdaki dünyanın en dik kafalı kişiliği bile olsa sizin öğütlediğiniz yönde davranacak, &lt;samp&gt;“kararı kendisi verdiği için”&lt;/samp&gt; davranışına da gönül rızasıyla devam edecektir. Ülkeler de insanlar gibidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesela bir süre için Dünya üzerindeki enerji talebinin sebepli veya sebepsiz birden bire 5 - 10 kat arttığını düşünün. &lt;kbd&gt;(Bush'dan önceki dönemde petrolün varil fiyatı 5 - 10 dolar düzeyindeyken aradan geçen zaman zarfında 40 doları aştıktan sonra takip etmeyi bıraktığımı bir yerlere not edin derim…)&lt;/kbd&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böyle bir durumda akla gelen ilk şey enerji darboğazının yaşanacağı, ardından petrol fiyatlarında da kabullenilmesi mümkün olmayan fiyat artışlarının oluşacağıdır. Petrol için harcanan mali kaynağın diğer maliyetlere de yansıyacağı ve zincirleme bir krizle karşı karşıya kalacağımız ise en azından &lt;samp&gt;“ülkemiz için”&lt;/samp&gt; bilinen bir gerçek. Doğal olarak bu tür bir ortamda &lt;samp&gt;“serbest piyasa kuralları”&lt;/samp&gt;nın uygulanabilirliği ne kadar gerçekçi olur veya &lt;samp&gt;“liberal politikaların hükmü ne kadar geçer”&lt;/samp&gt; derseniz sorunun yanıtını &lt;samp&gt;“hayal gücünüze”&lt;/samp&gt; bırakıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aklı başında hiç bir ülke bu tür bir duruma karşı tedbir almadan varlığını sürdüremez. &lt;samp&gt;“Tedbirler ne olabilir”&lt;/samp&gt; diye sorulacak olursa &lt;samp&gt;“ben ekonomist değilim”&lt;/samp&gt; diyerek sıyrılmayı isterdim ama ne kadar doğru bir yaklaşım olur orası şüpheli.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında böyle bir durumda yapılacak en akıllıca davranış sadece tek bir çözüme bel bağlamamak olur. Mesela serbest piyasa koşullarının oluşturduğu bir ekonomik düzenden uzaklaşmak, olayı biraz daha kontrollü takip etmek, ithal mallara uygulanan kotaların yükseltilmesi, biraz daha korumacı bir anlayış ile olaya yaklaşmak atılacak ilk adımlar olarak değerlendirilebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun vadede ise enerji kaynağı çeşitliliğinin artırılması yanında &lt;samp&gt;“enerji türü çeşitliliği”&lt;/samp&gt;nin de artırılmasına yönelik çalışmalar olabilir. Gerçekliği ve geçerliliği ne kadar doğru onu bilemem ama &lt;samp&gt;“erke dönergeci”&lt;/samp&gt; ve Vestel'in Bor madenine dayalı &lt;samp&gt;“yakıt pilleri”&lt;/samp&gt; gibi projelerin desteklenmesi en mantıklı çözümlerden birisi gibime geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanları ikna etmenin en iyi yolunun &lt;samp&gt;“kararları onların verdiğine inandırmaktan”&lt;/samp&gt; geçtiğinden bahsediyordum ve bu konuda bir örnek vermiştim. Yine o örneğe devam edelim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte tam bu noktada yukarıda verdiğim varsayımın gerçekleşmesi durumunda insanlar ve ülkeler şartların gereğini yerine getirdiğinde dünyanın siyasi görüntüsü sizce nasıl olurdu… Büyük olasılıkla küreselcilik akımı yaşayacak bir yer bulamazdı…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu arada, rüyanızda hiç 20 yıl sonrasının &lt;samp&gt;“Çin Devletini”&lt;/samp&gt; gördünüz mü?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Size önerim &lt;samp&gt;“yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı”&lt;/samp&gt;. Yerli malı haftanız kutlu olsun.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116619920091181787?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kavramca.com/default.asp?id=22' title='Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116619920091181787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116619920091181787&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116619920091181787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116619920091181787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/12/yerli-mal-yurdun-mal-herkes-onu.html' title='Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116510688978162259</id><published>2006-12-03T02:47:00.000+02:00</published><updated>2006-12-03T03:08:10.560+02:00</updated><title type='text'>Güç Nedir?</title><content type='html'>&lt;samp&gt;“Her toplumda insanlar ülkelerinin gücünü askeri gücü ile eşit tutar”&lt;/samp&gt;. Mesela tanklarınız, tüfekleriniz, uçaklarınız, gemileriniz, füzeleriniz vs. ne kadar çok ve ileri teknolojiye sahip ise ordunuz ve dolayısıyla ülkeniz de güçlüdür. Buna bir de asker sayınız ve deneyimli subaylarınızı da katarsak bu durum tadından yenmez tahin pekmeze benzer. &lt;p&gt;Peki bu kadar güçlü bir ordu ne işe yarar? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizi diğer ordulardan ve dolayısıyla ülkelerden korur. Dış tehditlere karşı bir &lt;samp&gt;“kalkan”&lt;/samp&gt; görevi görür. Terör durumlarında güvenliği sağlar. Ne kadar güçlü ise veya gözüküyorsa caydırıcılığı da o kadar fazladır. Herhangi bir ordunun &lt;samp&gt;“var olması”&lt;/samp&gt; çoğu zaman &lt;samp&gt;“savaşları önler”&lt;/samp&gt;. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tamam, bu noktada size bir soru. Ordu sizin uluslararası can güvenliğinizi koruyor &lt;samp&gt;“peki ya ekonomik güvenliğinizi”&lt;/samp&gt; koruyor mu? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşünmenize gerek yok, ekonomi ordunun görev alanına girmiyor. O işi hükümet yerine getirir. Piyasaların kontrolünü sağlar, vergileri düzenler, kanunlar çıkarır veya değiştirir. Çeşitli ihaleler açar vs… Bununla birlikte kamu hizmetlerinin sürekliliği ve ordunun güncelliğini korumak zorunda olması ekonomiyi sürekli denetim altında tutmanın doğal sebepleridir. Buradan ordu az para harcasın, tutumlu olsun vs. gibi sonuçlar çıkartmak aymazlıktan öte bir şey değildir. Söylediğim başka bir şey. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gücün ne olduğu ile ilgili soru şuradan kafama takıldı. Normal &lt;kbd&gt;(olduğunu zannettiğim)&lt;/kbd&gt; şartlar altında AB ile müzakereler tıkandığında döviz kurlarında ve faiz oranlarında &lt;samp&gt;“tutarsızlıklar”&lt;/samp&gt; oluşurdu. Şimdi ise böyle bir durum gözükmüyor, üstelik kurlar da aşağı iniyor ve özel sektörlerde &lt;samp&gt;“kazan kaldıran”&lt;/samp&gt; yeniçeriler &lt;samp&gt;“gözükmüyor”&lt;/samp&gt;. &lt;samp&gt;“Bu rahatlığın sebebi ne?”&lt;/samp&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekonomik anlamda şu an için pek bir rahatsızlık belirtisi yok fakat bununla birlikte para eden bir çok kurumumuzu özelleştirdik, özelleştirmelere devam ediyoruz ve özelleştirmeleri yaptığımız kişi ve kuruluşlar ise Türkiye dışından. Görünüşte ekonomimiz düzeliyor gibi gözüküyor fakat aynı zamanda dışa olan bağımlılığımız gitgide artıyor ve biz bu gidişatı kontrol edemiyoruz. Bankalarımız yabancı bankalar tarafından &lt;samp&gt;“satın alınıyor”&lt;/samp&gt;, en çok kâr eden kuruluşlarımızı yabancılara &lt;samp&gt;“satıyoruz”&lt;/samp&gt;. Bununla birlikte dış borçlarımız ise &lt;samp&gt;“varlığını”&lt;/samp&gt; sürdürüyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl soru şu; ekonomi ve siyaset birbirini ilgilendirmeyen iki farklı alan mıdır yoksa bir bütünün parçaları mı? Yani &lt;samp&gt;“siyasete yön verenler aynı zamanda ekonomik şartları da yönlendirebiliyorlar mı”&lt;/samp&gt; yoksa tam tersi mi doğru? &lt;samp&gt;“Ekonomik anlamdaki güç bizde mi yoksa başkalarında mı?”&lt;/samp&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer ekonomik güç ve / veya kontrol bizde değil ise bu, dış etkilere açık olduğumuzu gösterir. Herhangi bir kaç yerde bomba patlayıp insanların güvenlik kaygısıyla oluşturacakları buhranlı bir durumda veya döviz kurlarının bir anda aşırı yükselmesi, bir anda da aşırı düşmesi sonucu oluşacak ekonomik tabloda ne olacağını tahmin edebilmek güç değil. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Herhangi bir hedefe ulaşabilmek için sadece niyet ve çaba bazen yeterli olmayabilir, &lt;samp&gt;“kontrol etmek de gerekir”&lt;/samp&gt;. Eğer &lt;samp&gt;“ekonomik güç bizde değil ise”&lt;/samp&gt; güçlü ordulara sahip olmamızın hiç bir anlamı yok, çünkü &lt;samp&gt;“orduların da karnı acıkır”&lt;/samp&gt;. &lt;/p&gt;&lt;h2&gt;Dilerseniz şu yazıları da bir okuyun;&lt;/h2&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=59935,10,28" target="_blank"&gt;3 Aralık 2006: Hüseyin Yıldız&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=60125,10,141" target="_blank"&gt;1 Aralık 2006: Saruhan Özel&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=60226,10,12" target="_blank"&gt;2 Aralık 2006: Deniz Gökçe&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116510688978162259?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kavramca.com/default.asp?id=21' title='Güç Nedir?'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116510688978162259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116510688978162259&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116510688978162259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116510688978162259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/12/g-nedir.html' title='Güç Nedir?'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116470914502795379</id><published>2006-11-28T12:18:00.000+02:00</published><updated>2006-11-28T12:19:05.323+02:00</updated><title type='text'>Zaaf</title><content type='html'>&lt;p&gt;İnsanların kendilerine yapabilecekleri kötülüklerin sınırı yoktur. Mesela bunlardan birisi kendisine yalan söylemek, diğeri ise ilkesizliktir. Mesela herhangi bir insan gerçekte ne olduğunu, ne olmak istediğini ve dışarıdan nasıl görüldüğünü karıştırıyorsa o insanın yapacağı işlerde başarılı olması pek beklenen bir durum değildir. Ayrıca, insanların kendilerine belirledikleri ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalmamaları da bu tür kişilerin zaaflarına bağımlı hale geldiklerinin bir göstergesi olarak düşünülebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu açıdan bakıldığında kimliğinin farkında olmayan insanların büyük bir çoğunluğu oluşturduğu da bir gerçek haline geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tür insanlar yaşamlarını nasıl sürdürürler? Mesela ele aldıkları veya ilgilendikleri konularda aşırıya kaçarlar. Duydukları ilk şeye inanırlar. Gördükleri ilk şeyi benimserler. Kısaca pek düşünmeden, önlerine ne konuluyorsa olduğu gibi alırlar, hiç eleştirmezler. &lt;samp&gt;“Ne”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“neden”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“niçin”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“nasıl”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“neyle”&lt;/samp&gt; ve &lt;samp&gt;“kim”&lt;/samp&gt; sorularını sormazlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Herhangi bir orta düzey futbol takımı fanatiği de böyle davranır. Ona küçük yaşta benimsetilen bir futbol takımının taraftarı olması öğütlenmiştir o da büyüyünce o &lt;samp&gt;“güzel”&lt;/samp&gt; duyguları yeniden yaşamak ister ama kendisini sorgulama ihtiyacı hissetmez. Kendisine &lt;samp&gt;“neden”&lt;/samp&gt; ve &lt;samp&gt;“niçin”&lt;/samp&gt; sorularını sorma gereği duymaz. Onun için önemli olan tribünde slogan atmak, taraftarı olduğu takım gol attığında tezahürat, gol yediğinde küfür etmekten başka bir şey değildir. Arada sırada sahadaki oyunu kızıştırmak için ıslık çalmak ve tempolu tezahüratlardan başka bir şey yapmaz. Bu tür insanlara &lt;samp&gt;“ne kazandın”&lt;/samp&gt; veya &lt;samp&gt;“futbol takımının maçı kazanmasında senin katkın ne şekilde oldu”&lt;/samp&gt; soruları sorulduğunda ise somut bir yanıt veremezler. Gerçekte olan tek şey tribüne girerken verilen bilet paralarının stadın kasasında toplanıp her iki takıma da eşit şekilde verilmesinden ibarettir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu davranış modelini diğer olgulara da uyarlamak mümkün, mesela herhangi bir ideolojiyi benimseyen Ortadüzey zekâya sahip herhangi bir insanı ele alalım. Zamanında ona da hayatın en iyi şekilde nasıl yaşanılacağı ile ilgili idealler anlatılmış veya öğütlenmiştir. O da &lt;samp&gt;“iyi insan olmak adına”&lt;/samp&gt; ona anlatılanlar çerçevesinde kendisini bir yerlere konumlandırır. Öğrendiklerini ise daha çok içinde bulunduğu insan topluluğundan kulaktan duyma öğretilerle zenginleştirir. Bir süre sonra onun için önemli olan kendisinin zannettiği fikirlerini başkalarına anlatmaktan, konu hakkında benzer düşüncelere sahip diğer insanlarla fikir alış-verişinden başka bir şey olmaz. Arada sırada sağdan soldan gelen ters görüşlere bağırıp çağırmaktan başka bir şey yapmaz. Bağırıp çağırarak kendisinin haklı olduğunu zanneder ve karşısındaki susana kadar da susmaz. Gerçekte olan tek şey ise dünyayı en iyi hale getirmek adına yola çıkan bu insanların uzatılan köprüleri yıkmaktan ve kendilerini dar bir çerçeveye sınırlamalarından başka bir şey değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu davranış modeline göre davranan insanların bir diğer özelliği de &lt;samp&gt;“tahammülsüzlük”&lt;/samp&gt;tür. İster futbol fanatiği olsun ister herhangi bir ideolojinin taraftarı olsun bu kalıba giren çoğu insan kendi taraftarı olduğu herhangi bir fikre veya oluşuma zıt bir fikir veya oluşumla karşı karşıya kaldığında ona tahammül etmemeyi bir erdem olarak görür. Onunla kahramanvari bir savaşım içine girer adeta bir şeyleri başka bir şeylerden &lt;samp&gt;“kurtarır”&lt;/samp&gt;. Gerçekte olan tek şey ise bu insanların kendilerini geliştirmek için ayaklarının dibine kadar gelen fırsatı ellerinin tersiyle tepmelerinden başka bir şey değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bahsettiğim olgu ahlaki bir kavram değil, adi suçları kapsamıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şöyle düşünün, mesela siz hep doğru düşündüğünüzü zannediyorsunuz ama karşınıza başkalarına göre doğru olan şeyler de geliyor. Bu tür bir ortamda belki sizin bildiğiniz doğrular gerçekte doğru olmayabilir veya bunun tam tersi de olabilir. Bu tür bir ortamda &lt;samp&gt;“tahammül”&lt;/samp&gt; edebilmeyi &lt;samp&gt;“başaranlar”&lt;/samp&gt; hayatın gerçeklerine ulaşabilir. Tahammülün bittiği yerde kargaşa ve çalkantıların olması doğal.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şöyle bir etrafınıza bakın, gözünüze ilişen tanıdıklarınız arasında bu tanıma uymayan birileri var mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'nin zaafı da bireysel anlamda bu. Yani halâ bir şeyleri aşabilme yeteneği olan insanların sayısı çok az ve bunlar ülke yönetiminde söz sahibi değil.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116470914502795379?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kavramca.com/default.asp?id=20' title='Zaaf'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116470914502795379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116470914502795379&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116470914502795379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116470914502795379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/11/zaaf.html' title='Zaaf'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116463901577846663</id><published>2006-11-27T16:49:00.000+02:00</published><updated>2006-11-27T16:50:18.650+02:00</updated><title type='text'>Nankörizm</title><content type='html'>&lt;p&gt;İnsanların bir kısmı vardır ki onlarla ne tartışmak mümkündür ne de tartışmamak. Onlar, dönüp sizin yüzünüze karşı &lt;samp&gt;“aslansın”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“kaplansın”&lt;/samp&gt; der sırtınızı sıvazlarlar. Arkanızı döndüğünüzde ise sizin hakkınızda demedik laf bırakmazlar. Bu canlı türünün bir başka tanımı da hayata ve diğer insanlara karşı kötü oyunlar oynayan ve söyledikleri ile yaptıkları aynı olmayan insanlar şeklindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok sıradan olmakla birlikte bu tür yaratıklarla ilgili, &lt;samp&gt;“olduğu gibi görünmeyen, göründüğü gibi de olmayan, karşısındakinin yüzüne gülüp arkasından konuşan, dedikodu yapan, iş çeviren, bakışları da, gülücükleri de sahte olan, çıkar peşinde koşan kişiler”&lt;/samp&gt; gibi bir tanımlama da yapılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;samp&gt;“İkiyüzlü”&lt;/samp&gt; olabilmek için karacahil olmaya gerek yok, &lt;samp&gt;“yarıcahil”&lt;/samp&gt; olmak yeterli. Normal insanlardan tek farkları bir &lt;samp&gt;“beyin”&lt;/samp&gt; yerine &lt;samp&gt;“beyincik”&lt;/samp&gt; taşıyor olmaları ve onu da yarım yamalak kullanıyor olmalarıdır. Canlılar arasında bu tanıma uyanlar arasında insanların &lt;samp&gt;“ikiyüzlü”&lt;/samp&gt; olarak nitelendirilen bir türü ve nankörlüklerinden dolayı sokak kedilerini örnek olarak verebiliriz. &lt;kbd&gt;(Kediseverler alınmasın lütfen… Zira kedilerin büyükleri asil yaratıklardır:)&lt;/kbd&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu canlı türünden olan &lt;samp&gt;“herhangi birisi”&lt;/samp&gt; size öyle tatlı ninniler söyler, öyle güzel masallar anlatır ki kendinizi çocuk gibi hissedersiniz. Ondan hiç bir zarar gelmeyeceğini düşünür, adeta onu yerlere göklere sığdıramazsınız. Hatta bir süre sonra gözleriniz kamaşmaya başlar adeta onun anlattığı &lt;samp&gt;“hikâyelerde”&lt;/samp&gt; onu bir meleğe ve belki de bir &lt;samp&gt;“kahramana”&lt;/samp&gt; benzetmeye başlarsınız. Halbuki atalarımız bu durum için ne güzel şeyler söylemişler &lt;samp&gt;“Eşeğe altın semer de taksan eşek yine eşek yine eşektir”&lt;/samp&gt;.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tür insanların suratına gerçekleri vurduğunuzda ise koparmadıkları yaygara, atmadıkları iftira, söylemedikleri yalan kalmaz. Dedikodular birbiri ardına etrafta dolaşmaya başlar, ortalık adeta bir kaosa dönüşür, hiç kimsenin diğerine güveni kalmaz, topluca insanlar fikri buhrana kapılır. Bazı beyni kıtlar da bu yalanlara inanır…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysaki bu tür &lt;samp&gt;“insanların”&lt;/samp&gt; kendilerinden ve çıkarlarından başka düşündükleri bir şey yoktur. Yaptıklarını da vatana millete faydası olsun diye değil &lt;samp&gt;“gösteriş olsun diye”&lt;/samp&gt; yaparlar. Eski dilde bu tür insanlara ayrıca &lt;samp&gt;“mürai”&lt;/samp&gt; de denilirdi… Onlar için &lt;samp&gt;“iyilik yap denize at”&lt;/samp&gt; kavramı anlamsız ve gereksiz bir atasözünden başka bir şey değildir. Bu tür bencil yaratıklara ne güvenilir ne de yanına yaklaşılır. Onlar &lt;samp&gt;“kullanmak”&lt;/samp&gt; ve &lt;samp&gt;“faydalanmak”&lt;/samp&gt; için yaratılmış mahluklardır. İhya olacaklarını bilseler en değerli görülen şeyleri bile satmaktan çekinmezler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Türkçe&lt;/strong&gt; için gecesini gündüzüne kattığını &lt;samp&gt;“iddia eden”&lt;/samp&gt;, gerçekte ise hazıra konup mevcuda çöreklenen, üstelik üzerine çöreklendiği şeyin &lt;samp&gt;“hesabını veremeyen”&lt;/samp&gt;, kaldı ki üzerine bir gram fayda getirmeyen bu tür &lt;samp&gt;“mürai”&lt;/samp&gt; zihniyetli &lt;samp&gt;“asalak”&lt;/samp&gt; insanları uzayda aramanıza da gerek yok. Şöyle bir kulak kabartsanız o kadife renkli seslerini duyacaksınız…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halbuki bu tür kocakarı kılıklı mikro organizmalar bilmezler mi ki iplikleri pazara çıktığında düşecekleri durumun ne vahim, ne rezil bir durum olacağını… Bu tür insanlar için yapılabilecek milyonlarca şey var aslında ama içlerinden en beteri onların gerçek yüzlerini piyasaya çıkarmak, &lt;samp&gt;“utanma”&lt;/samp&gt; duygusunun ne olduğunu onlara yaşatarak öğretmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tür insanlara karşı tek bir önerim var. Hem kendinize hem de başkalarına karşı &lt;samp&gt;“dürüst”&lt;/samp&gt; olun, çünkü başka bir çıkar yolunuz yok.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116463901577846663?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kavramca.com/default.asp?id=19' title='Nankörizm'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116463901577846663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116463901577846663&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116463901577846663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116463901577846663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/11/nankrizm.html' title='Nankörizm'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116308682518588692</id><published>2006-11-09T17:39:00.000+02:00</published><updated>2006-11-09T17:40:25.786+02:00</updated><title type='text'>Sıradanlık</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bir olguyu anlatırken olgunun kendisini anlatmakla olguda gerçekleşenleri anlatmak arasında çok fark vardır. Her olayda mutlu edici bir çok gelişme yaşanırken bir o kadar başarı da peşi sıra gelebilir. Hatta ömrümüzün geri kalanını geçmişteki gurur kaynaklarınız ve başarılarınızı anlatarak da tamamlayabilirsiniz… Hayat bu tür &lt;samp&gt;“hikâyelerle”&lt;/samp&gt; dolu… Mesela dama oynarken anlatacak bir çok şey bulabilirsiniz, hamlelerinizin sayısının ve kısa vadeli amaçlarının haddi hesabı yoktur, fakat oyununun kurallarını anlatmaya çalışsanız söyleyecek çok şey bulamamanız doğaldır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatınızı &lt;strong&gt;Türkçe&lt;/strong&gt; yanlışlarını avlamakla geçiriyorsanız veya &lt;strong&gt;Türkçe&lt;/strong&gt;nin yanlış kullanıldığı ile ilgili konular ilginizi çekiyorsa eşi bulunmaz bir madene sahipsinizdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer herhangi bir olayda gerçekleşenleri değil, olgunun kendisini anlatmak isterseniz önünüzdeki verimli alan birden bire çorak topraklara dönüşüverir. Elinize aldığınız o bir acuç verimsiz toprak parçası parmaklarınızın arasından kuma dönüşüp dökülüp gitmiştir bile…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O nedenle bir olguyu, bir olayı anlatırken, konunun cazibesini artırmak için çeşitli süslemeler yapılması kadar doğal bir şey yoktur. Bir konuşmacı için &lt;samp&gt;“sıradanlıktan”&lt;/samp&gt; kurtulmanın en kolay yolu soyut anlatımlarım yanına doğru veya yanlış, somut örnekler serpiştirmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fakat bunun gibi bir yöntemin de sakat yanları vardır. Birincisi, detaylarla uğraşırken konudan uzaklaşılır ve hiç kimse olayın ne olduğunu anlayamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesela herhangi bir dizi karakterinin dizide yapacaklarını kimse bilemez ve bu nedenle konu tartışıldığı zaman söylenenlerin ucu bucağı yoktur. Bazıları oyuncunun oyunculuk yeteneklerini, bazıları oyuncunun dizideki rolünü eleştir, diğerleri ise senaryo yazarının dizi karakteri ile ilgili tasarladıklarını tartışır, bu tür konularda sınırsız yorum yapılması gayet doğaldır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçek hayatta da bu böyledir. Her insan tekrarı olmayan bir oyunu dünya sahnesinde farkında olmadan oynamaya devam eder. Kimisi zengin, kimisi fakir, kimisi idealist, kimisi yozlaşmış, kimileri de boşvermişleri oynar…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğal olmayan ise herhangi bir faydasının olmadığı bilindiği halde bu sıradanlaşmanın yayılımını sürdürmesine rağmen insanlarda bir &lt;samp&gt;“monotonluk”&lt;/samp&gt; ve &lt;samp&gt;“tekdüzelik”&lt;/samp&gt; duygusu uyandırmamasıdır… Bu monotonluğun, sıradanlığın bu tür insanlar için bir ihtiyaç haline geldiğini de söyleyebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer bir sakatlık ise olayları anlatırken bu sıradanlık ve monotonluğa uğrama mecburiyetidir. İnsanların bir birlerine kızdığını, ya da haksızlığa uğradığını veya diğerlerinin elinde bulundurduklarına sahip olmak için çaba gösterdiğini düşünürüz… Bu açıdan bakıldığında dünyada düşmandan başka hiç bir şey yoktur. Bu mantığa göre biz başkasına, başkası da bize göre kötü ve ya düşmandır…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun aslında böyle olmadığını, birşeyleri doğru düzgün yönetmekten &lt;samp&gt;“sorumlu”&lt;/samp&gt; olduğunu hisseden ve bu amaçla hareket eden kimselerin de olduğunu düşünmek çok mu yanlış sizce?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116308682518588692?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kavramca.com/default.asp?id=18' title='Sıradanlık'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116308682518588692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116308682518588692&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116308682518588692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116308682518588692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/11/sradanlk.html' title='Sıradanlık'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116119251361143786</id><published>2006-10-18T20:27:00.000+03:00</published><updated>2006-10-18T20:28:34.153+03:00</updated><title type='text'>Manevra</title><content type='html'>&lt;p&gt;TDK'nın Güncel Türkçe Sözlüğü cep telefonlarından da erişilebilir hale getirmesi aslında önemli bir anlayış değişikliğinin göstergesi olarak düşünülebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'de yaşayan insanların dil alanındaki en büyük sıkıntısı &lt;samp&gt;“bilgiye ulaşılabilirlik”&lt;/samp&gt; sorunu. &lt;dfn title="Kablosuz_Erişim_Düzeni"&gt;KEB&lt;/dfn&gt; &lt;kbd&gt;(WAP)&lt;/kbd&gt; hizmeti aracılığıyla bu konuda belirli bir mesafe şimdiden alındı fakat yapılacak çok şey var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İngilizceyi ele alalım, her yerde var. her yerde olması, hatta Türkçeye de bulaşması bizim en rahatsız olduğumuz noktalardan birisi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu noktada &lt;samp&gt;“ingilizce, her yere ulaşabilmeyi nasıl başardı?”&lt;/samp&gt; sorusunu sormak gerekir. Aslında uzun bir geçmişi var ama kısaca sırtını teknolojiye dayadığını ve bu sayede bilgiye kolay ulaşılabilirlik anlamında önünün açıldığını söyleyebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu anlamda Türk Dil Kurumu'nun Güncel Türkçe Sözlüğü genelağdan sonra cep telefonlarında da kullanıma açması, üstelik bunu hiç bir ücret almadan yapması Türkçenin herkese ulaşabilirliği açısından çok önemli ve yerinde bir karar. Türk Dil Kurumu ne yaptığının farkında mı bilemiyorum ama kurumun yabancı dillerin ülkedeki baskısına karşı stratejik bir manevra yaptığını da söyleyebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kurumların şevkini kırmak için söylemiyorum, tam aksine onları daha da teşvik etmek için söylüyorum; &lt;samp&gt;“Türk Dil Kurumu ve benzerleri”&lt;/samp&gt; sırtlarını &lt;samp&gt;“teknolojiye”&lt;/samp&gt; dayamalıdırlar. Bunu yapabilmek için de insanları teşvik edici bir tutum içine girmelidirler. Teşvik etmenin &lt;samp&gt;“para vermek”&lt;/samp&gt; olarak anlaşılması, söylediklerimin anlaşılamadığı anlamına gelir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yurtdışındaki çalışmalara şöyle üstünkörü bir bakıldığında bile dil açısında bilgisayar alanında inanılmaz gelişmeler yaşandığı görülüyor. Çevirilerin artık bilgisayarlar sayesinde bedava yapılır hale gelmesi, ses tanıma sistemlerinin prototip olmaktan çıkması, &lt;kbd&gt;(C++, Pascal gibi)&lt;/kbd&gt; yazılım dillerinin geliştirilmesi batı ile olan medeniyet yarışımızda sıradan örnekler olarak gösterilebilir. Henüz genele yayılmasa da artık insanların arabalarıyla, evleriyle konuşuyor olması bizi pek şaşırtmayan gelişmeler haline gelmeye başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu anlamda &lt;samp&gt;“Türk Dil Kurumu ve benzerleri”&lt;/samp&gt; sadece Türkçe ve Türkoloji konusunda kendisini yetiştirmiş kişileri değil, &lt;samp&gt;“aynı zamanda”&lt;/samp&gt; yazılım geliştiricilerini, bilgisayar programcılarını, bilgisayar mühendislerini de teşvik etmeli, onlara üzerinde çalışacakları, kafa yoracakları konularda projeler önermeli ve &lt;samp&gt;“kol kanat germelidir”&lt;/samp&gt;. Her yıl Türkçecilerle Bilgisayarcıları bir araya getirecek etkinlikler düzenlenmeli, bu iki kesim arasındaki bağları güçlendirici adımlar atmalıdırlar. Bu tür çalışmaları kurumlar kendi ceplerinden ödemek durumunda da değil, bu iş için üniversilerin mastır, doktora programlarından da yararlanılabilir veya mevcut yazılım evleri de yönlendirebilir. Bu tür etkinlikleri gerçekleştirmek için sponsorluk anlaşmaları da yapılabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçmişte yaşanan talihsizliklerin adımlarımızı korkarak atmamıza sebep olmasına izin vermemeliyiz. Kurumlarımız çekingen davrandıkça batı daha da ileri gidiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batının sürekli söylediği gibi; &lt;samp&gt;“Bilgi paylaştıkça çoğalır”&lt;/samp&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116119251361143786?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kavramca.com/default.asp?id=16' title='Manevra'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116119251361143786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116119251361143786&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116119251361143786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116119251361143786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/10/manevra.html' title='Manevra'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116065441793356748</id><published>2006-10-12T14:59:00.000+03:00</published><updated>2006-10-12T15:01:31.813+03:00</updated><title type='text'>Ayrıntılarda Boğuluyoruz!</title><content type='html'>&lt;p&gt;Şöyle bir geriye bakıp gelişen olayları hatırlamaya çalıştığımızda memleketin bir çok yönden baskı ve tehdit altında kaldığı gibi bir izlenim doğduğu anlaşılıyor. Bu izlenim bizim, ülkenin bu durumunu büyük bir sorun olarak algılamamıza neden oluyor. Genelde ise sorunların üstesinden gelebilmek için durup düşüneceğimize, planlar yapacağımıza daha çok dağınık tepkiler vermekle sorunu geçiştiriyoruz. Bu geçiştirmeci anlayış sürekliliğini korursa torunlarımızın işi var demektir. &lt;kbd&gt;(Belki de çocuklarımızın…)&lt;/kbd&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir sorunu çözebilmenin en iyi yolu, tarafsızlığı kural edinip, sorunu bir bütün olarak ve her yönüyle inceleyerek yapılmak istenen şeyi olabildiğince az yanlışla tespit etmekten geçer. Biz, ülke olarak sorun çözmeyi &lt;samp&gt;“bilmiyoruz”&lt;/samp&gt;. Zor değil, buna ülkenin gündemindeki &lt;samp&gt;“herhangi bir konuyu”&lt;/samp&gt; örnek verebiliriz. Pişirilip önümüze getirilen sorunları &lt;samp&gt;“görüldüğü gibi”&lt;/samp&gt; kabul ediyoruz ama madalyonun arka yüzüne hiç bakmıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesela batı ile aramızdaki bağları demokratikleşmemizin güçlendireceği gibi bir görüş gerçeği pek yansıtmıyor. Demokrasinin vazgeçilebilir olduğunu söylemiyorum, aksine bu ve buna benzer konularda Türkiye'nin beklenenin de üzerinde ilerlemiş olması, Fransanın ve Ermenistanın doğru olmayan iddiaları ve bu konuda çıkarmaya çalıştıkları kanunlar, Avrupa Birliği'nin hala yetersizliklerimizden bahsediyor olması, sorunların sadece kanun çıkararak çözülemeyeceği gerçeğinin bilinmesine rağmen Türkiye'ye dayatılması, aslında bize başka bir şey söylüyor. Biz ülke olarak bu cümledeki gizli özneyi bir türlü bulamıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'nin sorunu Dünya için bir önem arzetmediğimiz, Askeri veya Politik açıdan güçsüz olduğumuz yanılgısından kaynaklanmıyor. Şu anki bu dağınık görünen gücümüz bile hem sorunlarımızı çözmeye hem de Dünyadaki gelişmelerde belirleyici ve kural koyucu olmamıza yeter.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorunumuz &lt;samp&gt;“fikir üreten insanlarımızın yetersizliğinden”&lt;/samp&gt; kaynaklanıyor. Fikir üreten insanlarımız bütünü görüp sistemi anlamaya ve çözümlemeye çalışacakları, yol gösterici olacakları yerde veya ortaya &lt;samp&gt;“model”&lt;/samp&gt; koyacakları yerde ufak tefek ayrıntılarda takılıp cımbızlarla boğuşuyorlar. O nedenle ortaya sağlam bir &lt;samp&gt;“model”&lt;/samp&gt; koyamıyorlar. Bazen bu ayrıntılara kendilerini o kadar çok kaptırıyorlar ki farkında olmadan başkalarının maşası haline bile gelebiliyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu temel sorunun yansımalarını yukarıda da belirttiğim gibi çevremizdeki her yerde görebiliriz. Hem içeride &lt;strong&gt;Türkçe&lt;/strong&gt; nin yozlaşmasında, hem &lt;strong&gt;Türkçe&lt;/strong&gt; nin dünya üzerindeki etki alanının daralmasında hem ermeni meselesinde, hem Kıbrısta ve hem de daha bir çok yerde…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiroşimada üzerine atom bombası atılırken yapboz oynayan çocuklar gibiyiz…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116065441793356748?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.kavramca.com/default.asp?id=15' title='Ayrıntılarda Boğuluyoruz!'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116065441793356748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116065441793356748&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116065441793356748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116065441793356748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/10/ayrntlarda-bouluyoruz.html' title='Ayrıntılarda Boğuluyoruz!'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-116006721191278047</id><published>2006-10-05T19:51:00.000+03:00</published><updated>2006-10-07T02:28:55.773+03:00</updated><title type='text'>Tahmin</title><content type='html'>&lt;p&gt;Türkiye’nin en az 3’te biri‚ gece yatağa yatarken kafasındaki sorunlara çözüm aramakla meşguldür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer birşeyleri korumakla yükümlü olduğunuz bir konumda iseniz düşündüğünüz şey genelde çözüm değil sorun aramak üzerine olur. Bu konumdaki insanlar için aslında durum hem kolay hem de zordur. En çetrefilli sorunların bile basit çözümleri bulunur ve çoğunluğun desteğini kazanmakta zorlanmazsınız. Örneğin‚ toplumun büyük bir kısmı düşmanlarla göğüs göğüse çarpışmaktan yanadır. İdareciler ise alışık olunmayan bir yol izlediklerinde toplum tarafından eleştiriye maruz kalırlar. Herşeye rağmen‚ yaptıklarının yanlış olup olmadığı en sonunda günyüzüne çıkar. Sonuca ulaşıldığında ise şöyle bir kural devreye girer &lt;samp&gt;“Sonuçta‚ vardığınız yer hüsranla doluysa izlediğiniz politika yanlış‚ başarılarla dolu ve galip gelen tarafsanız politikanız doğrudur”&lt;/samp&gt;…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;samp&gt;“Bir oluşumun hedefi nedir?”&lt;/samp&gt; ya da &lt;samp&gt;“ne olmalıdır”&lt;/samp&gt; sorularının bir çok yanıtı bulunabilir. Tek bir cümleye sığdırmak gerekirse sanırım şu tür bir cümle işimizi görür &lt;samp&gt;“İnsanlar yer aldıkları oluşumun benzerlerine oranla daha güçlü ve zengin‚ kendilerinin de ön saflarda olmasını isterler”&lt;/samp&gt;.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorun‚ bu hedefe &lt;samp&gt;“nasıl ulaşılacağı”&lt;/samp&gt; dır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanların karar verirken izledikleri yol ve karar alma yöntemleri onların‚ hedeflerine ulaşıp ulaşamayacakları ile ilgili belirleyici bir etkiye sahiptir. Eğer insanlar‚ konu ile &lt;samp&gt;“ilgili çevrelerin tamamını bir bütün olarak algılıyor ve yapacaklarını da bu algı çerçevesinde belirliyorlarsa”&lt;/samp&gt; doğru bir yol izliyorlardır. Bu yaklaşım‚ çözümlerin ne şekilde geliştirilmesi gerektiğine yardımcı olma niteliğindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önümüzdeki günlerde siyasetin gündemdeki ağırlığını fazlasıyla hissettireceği bir döneme giriyoruz. Mumlu perdenin at koşturanları yerel ve milli değerleri egemen kılmaya çalışacaklarını ifade ettikleri söylemlerde bulunacaklar gibi gözüküyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkeye hiç bir faydasının olmadığı bilindiği halde bir çok taraflı haberin cirit atacağı ve belki de bir çok skandalın patlak vereceği bu dönemi doğru anlamak adına bu haber yığınının içinde kaybolmadan tarafları ve ne yapacaklarını doğru değerlendirmek gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Terör nedeniyle ulusal değerlerin‚ küresel değerlerin önüne geçmesi gerekir bu nedenle terör ve buna bağlı olarak ulusalcı tepki doğal olarak güçlenecektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hükümetin söylemleri içe dönüktü fakat dışarıya da yansımaları oluyordu. Bununla birlikte hükümet‚ küresel ekonomi ile birlikte hareket etmek istediğini her fırsatta belli etmiş ve bununla ilgili ekonomik ve siyasi adımları atmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hükümetin gerici bir tavır içinde olduğu ile ilgili görüş pek gerçekçi değil çünkü küresel ekonomi ile hareket etmek demek aynı zamanda o küresel ekonominin yanında taşıdığı bazı &lt;samp&gt;“değerleri de peşinen kabul etmek demektir”&lt;/samp&gt;. Küresel değerleri dışlamak için bazı kilit sektörlere &lt;samp&gt;“kilit”&lt;/samp&gt; vurmak gerekir ki bunların arasında ihracat ağırlıklı sektörler ve turizm örnek olarak verilebilir. Bu sektörlerden de vazgeçemeyeceğimize göre hem gerici hem de küresel değerlerin yan yana olması pek mümkün gözükmüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakanın Türk Dünyası kurultayını himayesine alması‚ kurultayda Türkçe konuşan devletler birliği kurmayı teklif etmesi‚ Türkçe olimpiyatlarının meclis tarafından himaye altına alınması gibi bazı etkinlikleri de bu çerçevede değerlendirilebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böyle bir ortamda Türkçecilerin yapacak çok işi var gibi gözüküyor. Eğer oluşumunuz ülkede &lt;samp&gt;“belirleyici”&lt;/samp&gt; bir konumda değil ise aynı kulvarda olduğunuz ve sizden daha büyük olanların ne yapacaklarına kulak vermeli ve adımlarınızı da ona göre atmalısınız. İzlenecek olan yol‚ aynı zamanda ülkenin bundan sonraki kaderini etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Türkçecilerin izleyeceği yol şu sorulara yanıt verecek nitelikte olmalı:&lt;/p&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Türkçenin yurtiçindeki bu yükselişi &lt;samp&gt;“küresel bir boyut”&lt;/samp&gt; kazanabilecek mi?&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkiyeyi idare edenler Türkçe konusunda küresel etkilerle baş edebilecekler mi?&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkiyeyi idare edenler‚ temelde birey kaynaklı olmasına rağmen Türkçe konusundaki yozlaşmanın televizyonlar aracılığıyla toplumun tüm kesimlerine bulaşmasına engel olmak adına somut girişimlerde bulunabilecek mi?&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Devlet zaten Türkçeden yana olmak zorunda‚ peki ya cebi konumundaki ekonomik güç ile eli ayağı konumundaki bürokratik güç Türkçeden yana olacak mı?&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Seçim &lt;samp&gt;“geliyorum”&lt;/samp&gt; diyor‚ peki ufuktaki seçimden Türkçeden yana bir oluşum çıkar mı?&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;p&gt;Siyasetin ve belki de Türkçenin geleceğini bu soruların cevabı belirleyecek gibi gözüküyor…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-116006721191278047?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/116006721191278047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=116006721191278047&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116006721191278047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/116006721191278047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/10/tahmin.html' title='Tahmin'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-115883867665467124</id><published>2006-09-21T14:36:00.000+03:00</published><updated>2006-09-21T14:53:08.656+03:00</updated><title type='text'>Kör ebe</title><content type='html'>&lt;p&gt;Hayatınızın belli belirsiz bir çok döneminde kızdığınız, sizi sinirlendiren ve hatta yanlış olduğunu düşündüğünüz davranış veya söylemler vardır. Bunları gücünüz nisbetinde eğer yetiyorsa kuvvet kullanarak zorla durdurursunuz fakat genelde bu yolu tercih etmez ve sadece eleştirmekle veya kınamakla geçiştirirsiniz. O nedenle çoğunlukla hayatınızın büyük bir kısmı bir şeyleri kınamakla ve belki de lanetlemekle geçer, hatta bu yolla ekmeğini kazanan insanlar, siyasiler ve hatta yazarlar bile vardır. Bunlar etrafa o kadar çok yayılmışlardır ki kendi ölçülerinde bir çoğunluk bile oluştururlar…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çözüm olarak öne sürdükleri şey karşısındakini bu tavırdan vazgeçmeye zorlamaktan ibarettir. Tartışmalar ise haklılık ve haksızlık üzerine kuruludur ve istisnasız karşı taraf hep haksız olarak görülür. Onlara göre dünya tek celselik bir mahkemeden ibarettir ve o nedenle haklı olanın hakkı hemen teslim edilmelidir. Kaybettiklerinde ise haksızlığa uğradıklarını ve her şeyin kötüye gittiğini söylerler ve oldukları yerde durmaya devam ederler…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin bazılarına göre, &lt;samp&gt;“hep aynı kalmak ve bunun sonucu olarak çağı yakalayamamak”&lt;/samp&gt; veya &lt;samp&gt;“değişmek ve bunun doğal sonucu olarak çağı yakalamak”&lt;/samp&gt; iyidir. Bunların tersini düşünenler ise, insanların mutsuz olacağı bir yola girildiğini söylerler. Halbuki yanlış olan bu &lt;samp&gt;“bakış açısı”&lt;/samp&gt; dır. Yani; önce iyi olan bir yol seçilip sonra bunun gerçekleşmesi için çaba sarf etmek biraz hayal kurmaya benzer. Gerçekte olması gereken ise diğer seçenekleri de gözden geçirip hangisinde gelecek varsa onun tespit edilmesidir. Siz güncelleşmekten bahseden birilerini hiç duydunuz mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya da açıktan veya gizliden gizliye, birileri çıkıp gördüğü olumsuzluğu dile getirerek bir soru sorduğunda, diğeri de sorunun cevabını düşünmek yerine soru soranı topa tuttuğunda doğacak olan tartışma nasıl çözümlenir? Biri, diğerini yener ve galip gelene göre kimin haklı olduğu anlaşılır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;samp&gt;“Ben haklıyım”&lt;/samp&gt; - &lt;samp&gt;“sen haksızsın”&lt;/samp&gt; tartışmalarının hiç bir anlamının olmadığı binlerce yıldır denenmiş ve öğrenilmiş olmasına rağmen tartışmalar bu çerçevede sürdürülüyor. Kimse, bir sorun ile karşı karşıya olduğunu, ve bu sorunun en uygun çözümünün ne olacağını düşünmüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tartışanlar &lt;samp&gt;“iyi”&lt;/samp&gt; - &lt;samp&gt;“kötü”&lt;/samp&gt; ayrımı yapmak yerine, sorunları çözmek, geleceği kestirmek ve bununla ilgili belirleyici konumda olmak zorundadır. Bir düşüncenin doğruluğunun tek ölçütü gerçekçiliğinde ve uygulanabilirliğindedir. İnsanlar her iki görüşe de uygun biçimde mutlu veya mutsuz olurlar ve her ikisinden birini de kabul etmeye gönüllüdürler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oluşumların bir denge içinde mi yoksa arayış içinde mi olduğunu gösteren bir çok ölçüt vardır. Genelde dengeye kavuşan topluluklardaki görüş farklılıkları renk tonlamaları düzeyindedir. Arayış içinde olan topluluklardaki görüş farklılıkları siyahla beyaz arasındaki fark kadardır. Oysa hayatta var olabilmenin tek yolu çatışmak değildir. Rekabet de bir yoldur…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkçeyi savunan insanların birbirleri arasında gerçekleşen tartışmalar arasındaki fark, siyah ve beyaz arasındaki farktan daha keskin… İnsanlar hep aynı kalmak veya tamamen değişmek yerine güncelleşmeyi seçene kadar istikrarın yeşereceğini düşünmüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesleğinde uzmanlaşmış bir hurdalık bekçisini hayal edin. Tüm hayatı hurdalıkta çalınacak bir şey olup olmadığı ve varsa onu korumak üzerine düşünmekle, planlar yapmakla geçmiştir. Çevresindeki ününü, ailesinin, çoluk - çocuğunun rızkını, geçimini buna borçludur. Oysa adı üstünde, hurdalık. İyi düşünürse hurdalıktan kimsenin bir şey çalmayacağı zaten bilinen bir gerçektir. Tüm hayatı bir kör ebe oyunundan ibarettir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bireysel anlamda olmasa bile genel anlamda yöneticiler için gözünüzdeki bandı çıkarıp biraz da gerçeklere bakın demek geliyor içimden.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-115883867665467124?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/115883867665467124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=115883867665467124&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115883867665467124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115883867665467124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/09/kr-ebe.html' title='Kör ebe'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-115857021276313246</id><published>2006-09-18T12:02:00.000+03:00</published><updated>2006-09-18T17:36:17.733+03:00</updated><title type='text'>Aklın yolu bir...</title><content type='html'>Genelde insanlar bencildir ve bunun kendilerine ne kadar çok zarar verdiğini pek görmek istemezler, daha çok bundan kaçarlar. &lt;samp&gt;“Sadece ben”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“sadece benim”&lt;/samp&gt;, &lt;samp&gt;“sadece benim gibi”&lt;/samp&gt; düşünen, davranan ve hareket eden insanlar kendilerine karşı bir &lt;samp&gt;“öteki”&lt;/samp&gt; 'ni yarattıklarının farkında değil. Toplumlar da öyle… Oysa asıl başarı ve üstünlük uzlaşmak ve uyumlu olmaktan geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin kurulduğu ilk zamanlarda bir &lt;samp&gt;“milliyetçilik”&lt;/samp&gt; anlayışı ve akımı vardı fakat tanımı bugünkü gibi değildi. O zamanlar &lt;samp&gt;“milliyetçilik kavramı”&lt;/samp&gt; na &lt;samp&gt;“ne olursan ol gel”&lt;/samp&gt; felsefesiyle bakılıyordu ve bu dışlayan değil bütünleyen, bütünleştiren, bizlere birbirimizi daha çok &lt;samp&gt;“yaklaştıran”&lt;/samp&gt; bir anlayıştı. Bu anlayış ve bakış açısı sayesinde Türkçe, bu topraklarda yaşayan &lt;samp&gt;“herkese öğretilebiliyordu”&lt;/samp&gt;. Cumhuriyetin ilk yıllarında yahudiler bile Türkçe öğrenmek için kendi aralarında yarış halindeydi. 1980'lerin başına kadar da bu böyle gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiki milliyetçilik ise o zamanların milliyetçiliğinden çok daha farklı bir mecraya kaydı. Bugünkü milliyetçilik anlayışına hakim olan görüş &lt;samp&gt;“bendensen gel, değilsen git”&lt;/samp&gt; biçimine büründü. Aslında bu bakış açısı dünyayı izleyen, tarihle haşır-neşir olan insanlara pek yabancı olmayan bir kavram. Bu kavramın sonuçlarını italyan faşizminde ve alman nazizminde görmek mümkün. Her ikisi de ölmüş olan düşünce ve bakış açıları durumuna geldi. O nedenle &lt;kbd&gt;(adını da koyalım, &lt;samp&gt;“etnik milliyetçilik”&lt;/samp&gt;)&lt;/kbd&gt; &lt;samp&gt;“bendensen gel, değilsen git”&lt;/samp&gt; anlayışının sonunun nereye varacağı zaten bilinen bir gerçek. Getireceği tek şey yıkım ve kıyım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe açısından &lt;samp&gt;“etnik milliyetçilik”&lt;/samp&gt; hangi tarafta olursanız olun &lt;samp&gt;“zararlı”&lt;/samp&gt;. Çünkü &lt;samp&gt;“etnik milliyetçilik”&lt;/samp&gt; temelde bencil olmayı ve kabul etmiyorsan dışlanacağını telkin eder. &lt;samp&gt;“etnik milliyetçilik”&lt;/samp&gt;  diğerleriyle birlikte paylaşmayı, bir arada var olmayı, birlikte hareket etmeyi önemsemez. Mutlak gücün kendisinde olduğunu sanır. Böyle bir bakış açısıyla sizin dışınızdakilere Türkçeyi öğretemezsiniz, o nedenle Türkçe için böyle bir istek de duymazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;samp&gt;“Gâvur oyunu”&lt;/samp&gt; da asıl bu noktada ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki kültürünüzü var edebilmeniz, yaşatabilmeniz için ilk önce dilinize ihtiyacınız var. Yani dilinizi ne kadar çok insana öğretir ve öğrenmelerini teşfik ederseniz sizin kültürünüz, sizin düşünce yapınız, adetleriniz, örf ve gelenekleriniz de o kadar uzun süre yaşar. O nedenle Türkçeciler dışlayıcı değil kapsayıcı olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakıldığında şu soruyu Türkçeciler olarak kendimize sormalıyız &lt;samp&gt;“etnik milliyetçilik ile Türkçe nereye kadar gider?”&lt;/samp&gt; Bu sorunun benzerlerini &lt;samp&gt;“kendisini diğeri olarak zannedenler”&lt;/samp&gt; de sormalılar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-115857021276313246?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/115857021276313246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=115857021276313246&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115857021276313246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115857021276313246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/09/akln-yolu-bir.html' title='Aklın yolu bir...'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-115797144890648444</id><published>2006-09-11T13:39:00.000+03:00</published><updated>2006-09-11T13:44:08.923+03:00</updated><title type='text'>Savunmak var ”Savunmak” var</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bir çok insan bir fikri‚ bir görüşü veya başka bir şeyi &lt;samp&gt;“şiddetle savunarak”&lt;/samp&gt; kendisini iyi bir şey yapmış olarak görür veya öyle hisseder. Benim de bu duygunun tadına baktığım zamanlar oldu… Halbuki &lt;samp&gt;“savunmaya geçmek”&lt;/samp&gt; yenilgiyi baştan kabul etmek demektir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savunma konumunda olan bir insanın en büyük beklentisi ve hatta &lt;samp&gt;“hedefi”&lt;/samp&gt; var olanı‚ olduğu gibi tutmaktan ibarettir. Oysa savunmayı bir yöntem olarak seçtiğinizde bunun &lt;samp&gt;“her zaman”&lt;/samp&gt; başarılı sonuçlar vereceği gibi bir &lt;samp&gt;“güvence”&lt;/samp&gt; yoktur. Karşımdaki insanın herhangi bir fikri sadece savunarak benimle mücadele etmesi‚ hatta &lt;samp&gt;“şiddetle savunması”&lt;/samp&gt; benim açımdan ne kadar kolay ve rahat olurdu! İstediğim kadar hata yapardım‚ karşımdaki sürekli savunmada kaldığı için benim hatalarımı göremez ve en kötü ihtimalle tesadüfen bile olsa kazanan taraf yine ben olurdum. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çoğumuz kendimizi gün içinde bir şeyleri savunurken buluyoruz. Genellikle de görüşlerimizi‚ fikirlerimizi‚ bakış açımızı ilk günkü gibi tutuyoruz ve bunun bir erdem‚ fazilet ve hatta &lt;samp&gt;“kahramanlık”&lt;/samp&gt; olduğunu &lt;samp&gt;“sanıyoruz”&lt;/samp&gt;. Birçok değişikliğin bir malubiyetin sonucu olarak kabul edildiğini‚ bu yenilgiyi yaşayanların duruma ağlayarak katlandıklarını unutuyor‚ bu durumu sonuna kadar savunuyoruz. Oysa bir boks maçında yumrukları yiyenler her zaman &lt;samp&gt;“şiddetle savunmada”&lt;/samp&gt; kalanlardır. Sürekli yumruk yiyerek karşınızdakini yenemezsiniz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savunma dışındaki seçenekler arasında sadece &lt;samp&gt;“saldırı yoktur”&lt;/samp&gt;. &lt;samp&gt;“Öngörü sahibi olmak”&lt;/samp&gt; da bir &lt;samp&gt;“seçenektir”&lt;/samp&gt;. Memlekette hemen hemen herkesin bir şeyleri &lt;samp&gt;“kahramanlık derecesinde şiddetle ve körü körüne savunuyor olması”&lt;/samp&gt; fakat bunun yanında da &lt;samp&gt;“öneri”&lt;/samp&gt; getirmemesi bir güvensizliğin ve korkunun yansımasıdır. Genellikle insanlar verilen mücadelelerin &lt;samp&gt;“yenilgi ile sonuçlandığını”&lt;/samp&gt;‚ en iyi seçeneğin ise &lt;samp&gt;“var olanı korumak”&lt;/samp&gt; olduğunu sanıyor. Bu varsayım‚ bilinç altına öyle bir yerleşmiş ki insanlar bu yüzden burunlarının dibindekileri bile fark edemiyor‚ &lt;samp&gt;“gözünün önündekini göremiyor”&lt;/samp&gt;. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tür bir bakış açısı insana uyanıkken hayal gördürür. Dünyada &lt;samp&gt;“istisnasız herkes”&lt;/samp&gt; Türkçeyi bozmak‚ yozlaştırmak için elinden geleni yapıyor. Tüm bu yozlaştırma ve bozma çabalarına rağmen Türkçe halâ dim dik ayakta ve ilk günkü gibi &lt;samp&gt;“taze ve duru”&lt;/samp&gt;! &lt;kbd&gt;(Gerçekten öyle mi?)&lt;/kbd&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yok böyle bir şey… Türkçeyi bozmak‚ yozlaştırmak isteyenler &lt;samp&gt;“elbette var”&lt;/samp&gt; ve bunun için çaba gösteriyorlar ve Türkçe de tabii ki ilk günkü gibi &lt;samp&gt;“taze ve duru değil”&lt;/samp&gt;… Türkçe bozuluyor ve biz sadece savunuyoruz… Oysa &lt;samp&gt;“sadece savunma”&lt;/samp&gt; ile &lt;samp&gt;“yetinmemeliyiz”&lt;/samp&gt;. Türkçe konuşan kişi sayısını &lt;samp&gt;“arttırmalıyız”&lt;/samp&gt;. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatın değişken olduğuna daha önceki yazılarımda değinmiştim. Buna bakış açıları‚ düşünce tarzları‚ yaklaşımlar‚ fikir ve görüşler de dahildir. Savunma &lt;samp&gt;“Öngörü sahibi olma”&lt;/samp&gt; sürecinde &lt;samp&gt;“sadece bir araç”&lt;/samp&gt; olarak kullanıldığında bir işe yarar. Hiçbir zaman savunma &lt;samp&gt;“tek başına”&lt;/samp&gt; bir &lt;samp&gt;“politika”&lt;/samp&gt; haline gelmemelidir. &lt;samp&gt;“Mevcut savunma anlayışı”&lt;/samp&gt; var olanı korumak üzerine kurulu ve bu &lt;samp&gt;“kendini farklı zannedenleri dışlıyor”&lt;/samp&gt;‚ o nedenle sürdürülebilirliği malesef yok çünkü insanlar bu dışlamacı tavıra karşı direnç gösteriyor. Buradan Türkçeyi korumayalım gibi bir sonuç çıkartmak en hafif ifade ile aptallık olur. Türkçeyi savunmayalım &lt;samp&gt;“demiyorum”&lt;/samp&gt;. Dünya her gün değişip yeniden kuruluyor. Burada‚ ya &lt;samp&gt;“Öngörü sahibi olanlardan”&lt;/samp&gt; olursunuz ya da &lt;samp&gt;“burnunun ucunu göremeyen kahraman savunuculardan”&lt;/samp&gt; olur ve önünüze konan tabakla yetinirsiniz. &lt;samp&gt;“Öngörü sahibi”&lt;/samp&gt; olmazsanız önünüze konulan tabağın dolu olup olmayacağına da siz değil‚ tabağı önünüze koyanlar karar verir. &lt;kbd&gt;(Belki de önünüze tabak da koymazlar…)&lt;/kbd&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün Dünya dünkünden daha hızlı bir değişim ve &lt;samp&gt;“gelişim”&lt;/samp&gt; sürecini yaşamaktadır. Teknolojideki baş döndürücü gelişme ve değişim‚ bunun somut bir göstergesi olarak görülebilir. &lt;samp&gt;“Türkçeciler”&lt;/samp&gt;‚ bu süreçte değişimi yakalayacak ve hatta &lt;samp&gt;“yönlendirebilecek”&lt;/samp&gt; bir konuma sahiptir. Tek eksiği‚ bu konumunu ve gücünü görememesinden‚ hissedememesinden kaynaklanmaktadır. Bu &lt;samp&gt;“görememe”&lt;/samp&gt; ve &lt;samp&gt;“hissedememe”&lt;/samp&gt; durumuda buna uygun bir &lt;samp&gt;“bakış açısının”&lt;/samp&gt;‚ &lt;samp&gt;“önerinin”&lt;/samp&gt; ve hatta &lt;samp&gt;“projenin”&lt;/samp&gt; ortaya konulmamasından kaynaklanmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkçeyi &lt;samp&gt;“şiddetle savunduğunu zannedenler”&lt;/samp&gt; soruna sadece duygusal ve ideolojik açıdan bakmakta ve &lt;samp&gt;“şiddetle savunmanın”&lt;/samp&gt;‚ &lt;samp&gt;“susturmanın”&lt;/samp&gt;‚ &lt;samp&gt;“yok saymanın”&lt;/samp&gt;‚ &lt;samp&gt;“göz ardı etmenin”&lt;/samp&gt; ve &lt;samp&gt;“kulak tıkamanın”&lt;/samp&gt; tüm sorunları çözeceğini &lt;samp&gt;“zannetmektedirler”&lt;/samp&gt;. Dışladığınız birisine kendinizi sevdiremezsiniz. Dışladıklarınızla bir arada yaşayamazsınız. Dışlarsanız direnç görürsünüz. Ortada da bir &lt;samp&gt;“zenginlik”&lt;/samp&gt; kalmaz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;O nedenle aslında &lt;samp&gt;“şiddetle savunduğunu zannedenler”&lt;/samp&gt; gerçekte farkında olmadan &lt;samp&gt;“bölücülük yapmaktadırlar”&lt;/samp&gt;. İnsanları Türkçeden uzaklaştırmayın ve &lt;samp&gt;“Dışlamayın”&lt;/samp&gt;‚ Ülke bölünür! &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-115797144890648444?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/115797144890648444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=115797144890648444&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115797144890648444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115797144890648444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/09/savunmak-var-savunmak-var.html' title='Savunmak var ”Savunmak” var'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-115753339224384258</id><published>2006-09-06T12:01:00.000+03:00</published><updated>2006-09-06T12:03:12.256+03:00</updated><title type='text'>Tek bir ana fikir yok.</title><content type='html'>Türkçe‚ dar bir kesim tarafından son yüzyılın en çok ilgi gören konularından birisiydi. Akademik çevrelerce dile getirilmesine rağmen ancak 2000’lerde halkın özel gündemine oturabilmiş bir konu haline gelebildi. Üstelik hayatın istisnasız her alanına etki eden bir kesişme noktası olmasına rağmen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü Türkçe tıpkı sebze çorbası gibi‚ içinde havuç da var‚ biber de ama karışımın kendisi içindekilerden daha farklı bir şey. Eşi benzeri yok‚ özgün‚ kendine has‚ nev’i şahsına mühnasır… O‚ adı üstünde‚ bir &lt;samp&gt;“çorba”&lt;/samp&gt; ve ne patatesi‚ ne de havucu ayrı ayrı ele alarak çorba hakkında bir fikir üretilemiyor. Hepsini biraz bilmek‚ ama önce karışımın bütününün tadına bakmak gerekiyor. Türkçe konusunda bu nedenle sadece tek bir bakış açısı‚ tek bir fikir‚ tek bir görüş bu dilin korunması &lt;kbd&gt;(ve belki de daha çok geliştirilmesi)&lt;/kbd&gt; açısından yeterli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Türkçe uzmanı olmak‚ Türkçenin tarihini‚ özelliklerini‚ gelişimini bilmek Türkçe ile ilgili çalışmalarda önemli bir &lt;samp&gt;“avantaj”&lt;/samp&gt; gibi görülüyor. Eğer Türkçenin değişik lehçelerini de biliyorsanız o da ayrı bir katkı tabi… Hatta şiveleri de ağızlarına kadar biliyor olabilirisiniz. Hele hele Türkçe üzerine özel eğitim almış‚ hayatınızın dörtte üçlük bir kısmını Türkçe ile birlikte yaşamışsanız kimsenin sizden daha derin bir görüşe sahip olması beklenemez. Gerçekten de konunun içine daldıkça ayrıntıları daha net görürsünüz. Peki ya diğer gerçekler? Sırf bu konunun dibine kadar indiniz diye göremediğiniz diğer ayrıntılar? Onlar ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe üzerine yapılan çalışmaların açmazlarından bir tanesi de bu‚ &lt;samp&gt;“inceleme sorunu…”&lt;/samp&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sorunu incelerken neyin &lt;samp&gt;“temel”&lt;/samp&gt; alındığı‚ incelemenin sonucunu etkiler. Çünkü incelemenizi o temele göre yaparsınız. Şöyle anlatayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer konu &lt;samp&gt;“sadeleştirmeciler”&lt;/samp&gt; - &lt;samp&gt;“türkçeleşmişse türkçedir”&lt;/samp&gt; ciler arasındaki bir mücadele olarak algılanıp &lt;samp&gt;“sadeleştirmeciler”&lt;/samp&gt; ’in politikaları ile &lt;samp&gt;“türkçeleşmişse türkçedir”&lt;/samp&gt; ciler’in politikaları ekseninde görülmekteyse‚ sonuçlar bellidir. Her iki tarafın da tezleri ve görüşleri alt alta bir liste halinde yazılır ve kişisel tutumunuza göre kendinize bir yön tayin edersiniz. Bu‚ bir düşünce tarzıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da olay Türkiye’ye karşı bir savaş olarak görülebilir. Atatürk’ün vefatından sonra oluşan gelişmeler‚ yabancı dilde eğitimin tohumlarının atılması‚ 1980 darbesi sonrasında Türkiye’nin uluslararası mali piyasalara açılması nedeniyle ithalatın patlaması sonucu ortaya çıkan yabancı marka furyası‚ gümrük birliğinin sonuçları‚ TDK’nın dile bakış biçiminin değişmesi &lt;kbd&gt;(1980 öncesi kadroda sadeleştirmeciler ağırlıktaydı)&lt;/kbd&gt; ‚ politika‚ siyaset gibi konular ele alınır‚ ona göre inceleme ve analiz yapılır ve şu sonuca varırsınız. &lt;samp&gt;“Kapitalistler Türkçeye düşmandır Türkçe uluslararası ticaretin önünde bir engel olarak durmaktadır”&lt;/samp&gt; gibi… Bu da başka bir düşünce tarzıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük düzeyli komplo teorilerine yatkınlık sonucunda ise Türkçenin bilim dili olamayacağı‚ kısır bir dil olduğu gibi konular gündeme gelir. Buradan &lt;samp&gt;“yabancı dilde eğitimin savunulması”&lt;/samp&gt; gibi abuk subuk konular da çıkar. Bu da daha değişik bir düşünce tarzıdır. Tedavi edilmesi gerekir tabi‚ o ap ayrı bir şey. Daha kaliteli komplo teorilerine ise zaten söylenecek pek bir şey yok… Afferin mi demek lazım bilemiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih tabanlı incelemelerde ise Türkçenin tarihi‚ dönemsel evreleri‚ yayıldığı uygarlıklar‚ kültürel etki alanları vs… ele alınır. Türkçenin bu gününü bilmek‚ dününü‚ geçmişini bilmeden anlaşılamaz. Sorunlar tarihseldir ve bu günün verileri aydınlatıcı olmaktan çok uzak ve yanıltıcıdır. O nedenle‚ &lt;samp&gt;“Türkçe konusunda Tarih bilgisi yeter şart değil gerek şarttır”&lt;/samp&gt; dersiniz… Bu da bir düşünce tarzıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En beğendiğim düşünce tarzını ise sona sakladım. Yapısal bir incelemede uluslararası ortamı bir bütün olarak görmek‚ ortamı koklamak‚ işlerin nasıl yürütüldüğünü bilmek gereklidir. Sanayileşme sonucunda artan ticari mal fazlası depolarının nasıl boşaltılmakta olduğu‚ kültürel &lt;samp&gt;“tutuculuğun”&lt;/samp&gt; nasıl yumuşatılarak &lt;samp&gt;“mal satılabilir”&lt;/samp&gt; hale getirilebileceği‚ üreticilerin dilini konuşmayan kitlelerin nasıl &lt;samp&gt;“gönüllü müşteri”&lt;/samp&gt; olarak &lt;samp&gt;“okullarda”&lt;/samp&gt; yetiştirilebileceği gibi &lt;samp&gt;“farkları”&lt;/samp&gt; fark etmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepsinin büyüklüğünü‚ içindeki tabakları‚ belki tabakların sahiplerini de bilebilirsiniz ama hem tepsiyi taşıyan‚ hem de tepsinin nereye gittiği &lt;samp&gt;“de”&lt;/samp&gt; önemlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-115753339224384258?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/115753339224384258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=115753339224384258&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115753339224384258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115753339224384258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/09/tek-bir-ana-fikir-yok.html' title='Tek bir ana fikir yok.'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-115738669155498008</id><published>2006-09-04T19:18:00.000+03:00</published><updated>2006-09-06T12:08:04.436+03:00</updated><title type='text'>Bu strateji eksik olduğu için yanlış</title><content type='html'>&lt;p&gt;Yaz mevsimi boyunca Türkçenin gündemdeki ağırlığını artırdığını gördük. Kosovadaki Türk azınlığın protestoları‚ TDK’nın çalışmaları‚ MEB’in çalışmaları‚ ”100 temel eser” olayı‚ Karaman Belediye Başkanına yapılan saldırı‚ TOBB’un çalışmaları‚ Avrupa Birliğinin saman altından yürüttüğü sular‚ Sanayi Bakanlığının çalışmaları‚ Batı Trakyadaki olaylar‚ Panasonic’in açıklamaları‚ Yabancı dil ile eğitim yapan üniversitelerin bilimsel makale sıralamasında listenin sonunda yer almaları‚ KKTC’deki Türkçe olayları‚ Belediyelerin tabelalar konusundaki çalışmaları‚ spor camiasındaki Aurelio konusu‚ ırkçılık‚ yükselen yerel milliyetçilik akımları vs…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yıllardır Türkçenin gerektiği gibi korunamadığını‚ halkımıza Türkçeyi öğretemediğimizi o nedenle gerektiği gibi Türkçeyi yaygınlaştıramadığımızı‚ Bilim dili‚ Ticaret dili yapamadığımızı söylüyoruz. Bu konuda sistemli bir analizin yapılmadığını düşünüyorum. Bu çabaya &lt;samp&gt;“milliyetçilik”&lt;/samp&gt;‚ &lt;samp&gt;“ırkçılık”&lt;/samp&gt; yaftalarının takılması &lt;strong&gt;olayları tarafsız analiz etmemizi engelleyen en önemli sebeplerden birisi&lt;/strong&gt;. İçinde barındırdığı etnik unsurlar‚ duygusal tepkiler vermemize neden oluyor ve &lt;strong&gt;soğukkanlı bir değerlendirme yapmamızı engelliyor&lt;/strong&gt;. Taraflar‚ sadece yaptıklarıyla değerlendiriliyor ama siyasi açıdan ne ifade ettiği‚ ulaşabileceği siyasi hedefin üst sınırının ne olacağı ve hangi projenin bir parçası olduğu gözardı ediliyor veya anlaşılamıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;Bir dilin etkinliğinin azalmasının sebepleri tam olarak araştırılmadan‚ sadece yapılan saldırıların veya atılan adımların birer sebep olarak görülmesi ciddi bir yanlıştır.&lt;/b&gt; Bununla birlikte aynı hedefe yönelmiş insanların parçalanmış bir görüntü sergilemeleri de düşündürücü…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkçenin bir anda yok olduğunu varsayın ve şu soruların yanıtını kendinize verin: Çocuğunuzla veya ailenizle olan biyolojik bağlarınız‚ sizi bir arada tutmaya yetecek mi? Türkçe’nin yok olmasıyla bu boşluğu dolduracak olan dil veya diller sizin‚ dünyayı algılamanızı sağlayacak güce sahip mi veya siz o güce ulaşabilecek misiniz? Derdinizi kendinize anlatabilecek misiniz? Düşünebilecek misiniz? &lt;kbd&gt;(Bu sorulardan en az birine &lt;samp&gt;“evet”&lt;/samp&gt; yanıtını verenlerin halini Afrikada halâ görüyoruz… Bu konuda Cezayir de incelenebilir tabi…)&lt;/kbd&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yapılan bir diğer yanlış da şu Türkçeyi yozlaştıran &lt;samp&gt;“dinamiklerin”&lt;/samp&gt; gerçek bir fotoğrafının bulunmaması. Her dinamik‚ aynı zamanda bir sistemin gözle görülen silüetidir. Yani‚ televizyonlarda‚ radyolarda‚ gazetelerde‚ dergilerde‚ kitaplarda toplumu sarsan yayınları yapanlar‚ yayınlayanlar ve yayınlatanlarla sınırlı değildir. Bu kültürel terörü anlamak istiyorsanız‚ onun parasal gücüne ve kaynaklarına‚ iletişim biçimine‚ karar alma sürecinin nasıl işlediğine bakmak zorundasınız. Mesela birisi çıkıp &lt;samp&gt;“şu reklamda Türkçe yozlaştırılıyor”&lt;/samp&gt; deyip işi orada bırakırsa bunun hiç ama hiç bir anlamı yoktur. Kimlerden oluştuğu‚ parasal kaynakları‚ siyasi hedefleri ve örgütsel yapısı hakkında da bir şeyler söylemelidir ve söylenenler de gerçekçi olmalıdır. Oysa bu gün Türkçeyi yozlaştıranların sadece reklamlarını izliyoruz…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bütün bunlar iyice araştırılır ve incelenirse şu sonuçlara varılır: Bu dil bozguncuları uluslararası sistemin dışında değil‚ aksine tam ortasında bulunmakla birlikte yeni bir mücadele yöntemine işaret etmektedir. Eskiden kimler‚ hangi ülkeler karşı karşıya gelmişse şimdi de taraflar aynıdır. Değişen sadece mücadelenin şeklidir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;O nedenle bugün sürdürdüğümüz mücadele yöntemi yanlıştır. Yanlışlığı da eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Karşımızdakiler &lt;kbd&gt;(sadece)&lt;/kbd&gt; dili bozanlar değil‚ aynı zamanda dili bozmaya teşvik edenler ve bu dil bozgunculuğunu organize edenlerdir. Ciklet reklamında sakız çiğneyerek çileğe &lt;samp&gt;”çılak”&lt;/samp&gt; diyenlere &lt;samp&gt;“bu yaptığınız yanlış‚ Türkçeyi bozuyorsunuz”&lt;/samp&gt; demenizin hiç bir anlamı yoktur. Öncelikle bu dil bozguncularının ulaşmak istedikleri hedef &lt;kbd&gt;(ler)&lt;/kbd&gt; doğru belirlenmelidir. Sonraki adım ise bu hedef &lt;kbd&gt;(ler)&lt;/kbd&gt; in &lt;samp&gt;“ulaşılması imkânsız”&lt;/samp&gt; hale getirilmesi şarttır. Bundan sonraki adımda ise dil bozguncularına şu mesaj verilmelidir &lt;samp&gt;“hedeflerinizi‚ ulaşılması imkânsız hale getirdik. İstediğiniz kadar uğraşın ama sonu başarısızlık olacaktır.”&lt;/samp&gt; denilmeli ve mücadeleyi terk etmeye teşvik edilmelidir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-115738669155498008?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/115738669155498008/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=115738669155498008&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115738669155498008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115738669155498008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/09/bu-strateji-eksik-olduu-iin-yanl.html' title='Bu strateji eksik olduğu için yanlış'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-115685911777796307</id><published>2006-08-29T16:32:00.000+03:00</published><updated>2006-08-29T16:55:46.706+03:00</updated><title type='text'>Düşünmek için algoritma kullanmak</title><content type='html'>Pek azımız düşünmek için beynimizi kullanırız fakat bu süreç içerisinde bu organımızı etkileyen bir çok etken su yüzüne çıkar. Mesela duygularımız‚ çevre‚ gürültü‚ iş-güç‚ eğitimsizlik‚ önyargılar‚ doğru bildiğimiz yanlışlar vs… aklınıza gelebilecek her türlü sorun… Öyle bir şey olsa ki kararlarımızı alırken bunlardan etkilenmesek ve doğru kararlar verebilsek deriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer bir durum iş hayatımız için de geçerlidir. Bazen öyle bir sorumluluk altında olabiliriz ki bir çok insanın boğazından geçecek lokmanın sorumluluğunu taşır onları mağdur etmemek için hata yapmamak zorunda olabiliriz. Veya asker‚ avukat‚ mühendis gibi işimiz gereği ağır sorumluluk taşıyor olabiliriz… Yapacağımız tek bir hata belkide kurduğumuz fildişi kulelerin yıkılmasına bile sebebiyet verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O nedenle düşünmek önemli bir iştir. Bunu ciddiye almamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıyı ele alalım. Karanlık bir çağ yaşadıktan sonra uzun bir süre toparlanmak için zaman ve kaynak harcadılar. Coğrafi keşiflere çıktılar. Yeni yerler keşfettiler. Bilimi ön plana çıkardılar ve bugünkü teknolojik‚ sanayisel ve askeri üstünlüğe eriştiler. Bununla da sınırlı kalmadılar. Uzaya çıktılar‚ insanoğlunun şemasını‚ haritasını çıkardılar‚ hava durumunu daha az yanılır biçimde tahmin etmeye başladılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları‚ onları övmek veya üstün oldukları yanları sıralamak için söylemiyorum. Onlar‚ düşünmeyi görselleştirerek karşılarına çıkan sorunları daha kolay çözmenin yollarını bulmuşlar. Bu konuda bir çok yol olduğu kuşkusuz ama benim tespit ettiklerim arasında bir tanesi var ki öğrenmesi ve uygulaması hem çok kolay hem de herhangi bir aşırı çaba gerektirmiyor.&lt;br /&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Algoritma!&lt;/h2&gt;Ülkemizde algoritma akademik düzeyde kullanılıyor ama sokağa kadar inebilmiş değil. Batıda ise okullarda bile okutulduğuna eminim… Daha çok bilgisayar programcılarının kullandığı algoritmalar aslında düşüncenin değişik bir biçimde anlatılmasını sağlayan araçlardan birisi ve daha çok sorun çözme odaklı olarak kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar programcılarının tarifine göre algoritma &lt;samp&gt;”Bizi çözüme adım adım yaklaştıran yönteme  algoritma denir.”&lt;/samp&gt; diyorlar. Doğru‚ kendi yaşamınızı düşünün‚ gün içerisinde bir çok sorunla karşılaşıyorsunuz ve çözüm getirmek için çaba harcıyorsunuz. Harcadığınız bu çabanın her bir safhası aslında algoritmik açıdan bir adımdan ibaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte Algoritma sözcüğü İranlı matematikçi Ebu Cafer Muhammed İbni Musa el Kovarizmi (M.Ö. 825)‘nin adından alınmıştır. Belirli tipte bir problemin çözümünde kullanılan yöntem olarak tarif edilebilir. Bir algoritma sonlu sayıda adımdan oluşur. Kullanılan her işlemin kesin tarifi olmalıdır. Algoritmaların etkinliği‚ karmaşıklıkları önemli konulardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Algoritmalar görsel ifade edilirler. Bir çok algoritmik şekil vardır‚ bununla ilgili bir çok yazılım geliştirilmiştir. MS Visio‚ ConceptDraw‚ SmartDraw gibi bir çok yazılım‚ yazılım piyasasında mevcut.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Biz öncelikle şekilleri tanıyarak işe başlayalım.&lt;/h2&gt;&lt;img src="http://www.turkcan.org/ft/algo_Basla.png" align="right" /&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Başlamak&lt;/h2&gt;Bu şekil sayesinde algoritmayı nereden okumaya başlayacağımızı anlarız. Böylece algoritmanın herhangi bir yerinden değil başlaması gerektiği yerden itibaren yapılacakları bilmiş oluruz. Bazı algoritmalar vardır ki şekil itibariyle bize ters gelebilir. Bu şekil bize nereden işe başlayacağımızı hatırlatır.&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.turkcan.org/ft/algo_Ok.png" align="right" /&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Yön okları&lt;/h2&gt;Bu şekil tek bir yöne gidişi simgeler ve algoritmadaki bütün şekillerle olan bağlantıyı sağlar. Gidiş her zaman yuvarlaktan üçgene doğru olmak durumundadır.&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.turkcan.org/ft/algo_soru.png" align="right" /&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Soru Sormak&lt;/h2&gt;Bu şeklin içine sadece bir tane soru cümlesi yazarsınız ve yanıt sayısını da 2 ile sınırlarsınız. yani soruyu öyle bir şekilde sormalısınız ki yanıtı ya evet ya da hayır olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.turkcan.org/ft/algo_Islem.png" align="right" /&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;İşlem Yapmak&lt;/h2&gt;Bu şeklin içine yapılacak işlemler yazılır. Böylece yapılacak olan işlemler bir küme halinde görülür ve sadece o işlemlerin yapılacağı anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.turkcan.org/ft/algo_Bitis.png" align="right" /&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Bitirmek&lt;/h2&gt;Bu şekil ise algoritmamızın nerede biteceğini simgeler. Algoritma tasarlarken amaç hep bu şekle ulaşmak üzerine kurulabilir.&lt;/blockquote&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Algoritma nasıl yapılır?&lt;/h2&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;İşe öncelikle çözecek bir sorun bulmakla başlayın. Bu çok büyük bir sorun da olabilir çok basit bir sorun da olabilir bu noktada sorunun büyüklüğünün hiç bir önemi yok.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çözmek istediğiniz sorunu daha küçük parçalara ayırın.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ayrıştırdığınız bu parçalardan en büyük olanı ile işe başlayın ve bu sorunu çözmek için bir soru sorun.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sorunuzun yanıtının doğru olması durumda yapılacak işlemleri bir kutucuğa yazın‚ yanıtın yanlış olması durumunda yapılacak olanları başka bir kutucuğa yazın.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.turkcan.org/ft/Algoritma.png" border="1" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Bununla ilgili bir örnek yapalım. &lt;/h2&gt;Diyelim ki bir evimiz var ve ısınmak için doğalgaz sobası kurmak istiyoruz. Bununla ilgili olarak göz önünde bulundurmamız gereken bir kaç ayrıntı varm mesela‚ evimize çekilmiş bir doğalgaz hattı var mı? Evde doğalgaz kullanan cihazlar var mı? Evimizin içinde bir doğalgaz tesisatı varsa bu doğalgaz sobası için uygun olarak mı projelendirlmiş? Gibi soruları çoğaltmak mümkün… Biz işe en temel olandan başlamak durumundayız. Algoritmamızın en basit anlamda şu şekilde olması gerekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.turkcan.org/ft/Soba.png" border="1" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2 class="date-header"&gt;Bu kadar mı?&lt;/h2&gt;Tabii ki hayır. Bir doğalgaz sobası almaya karar vermenin ne kadar zor bir iş olduğunu yukarıda da gördük. Aynı yöntemi bir şey satın alırken‚ bir şey satarken‚ hayatınıza yön çizerken‚ kendinizi sorgularken‚ yaptıklarınızı sorgularken veya bir ordu yönetirken ya da ülke yönetirken velevki bir ülkeyi işgal ederken bile kullanabilirsişniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-115685911777796307?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/115685911777796307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=115685911777796307&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115685911777796307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/115685911777796307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2006/08/dnmek-iin-algoritma-kullanmak.html' title='Düşünmek için algoritma kullanmak'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19717269.post-113413489730227752</id><published>2005-12-09T15:27:00.000+02:00</published><updated>2005-12-09T15:28:17.303+02:00</updated><title type='text'>Bir Cemal Süreya şiiri;</title><content type='html'>Beş dil biliyormuş ünlü kişi,&lt;br /&gt;Ünlü ve saygıdeğer,&lt;br /&gt;Bir de türkçe öğrense,&lt;br /&gt;altı eder...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Sanmak hatalarin anasidir&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19717269-113413489730227752?l=nehikmetse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nehikmetse.blogspot.com/feeds/113413489730227752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19717269&amp;postID=113413489730227752&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/113413489730227752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19717269/posts/default/113413489730227752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nehikmetse.blogspot.com/2005/12/bir-cemal-sreya-iiri.html' title='Bir Cemal Süreya şiiri;'/><author><name>Ne Hikmetse</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12087432018409033550</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://www.turkcan.org/ft/Uparlayan_T126.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
